22 Mayıs 2012 Salı

MISIR PİRAMİTLERİ

Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır'daki Keops Piramididir. Mısır'ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır.
Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır.
Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır'ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops'un mezarıdır. İkinci büyük piramit, Keops'un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren'e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500'lü yıllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir.
Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de "Dünyanın Birinci Harikası" olma niteliğine hak kazanmıştır.
Bu üç piramit tam bir teknik ustalık ve mühendislik yeteneği başyapıtıdır. Yerleştirilişi, yapının dev boyutları, kullanılan kireçtaşından yapılan blokların boyut ve ağırlıkları şaşırtıcıdır. Bu piramitler Dünyanın Yedi Harikası içinde günümüzde sağlam kalan tek yapıdır.

PİRAMİTLERİN GİZEMİ

Piramtilerin özelliklerine baktığımızda karşımıza çok şaşırtıcı özellikler ve ilginç olaylar çıkar.


* Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir ve bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaktadır. Bu taşların nasıl getirildiği bilinmemektedir.

* Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda iki defa güneş girmektedir (doğduğu ve tahta çıktığı günler) .

* Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan; mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

* Piramitlerin içerisinde ultra sount, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

* Piramitlerin içi yazın soğuk, kışın sıcak olur.

* Piramit üzerinden geçtiği varsayılan meridyen, karaları ve denizleri tam eşit iki parçaya bölmektedir.

* Piramitlerin içinde süt birkaç gün süreyle taze kalır ve
daha sonra hiç bozulmadan yoğurt haline gelir.

* Piramitin içine bırakılmış su beş hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılır.

* Kirletilmiş suyu, birkaç gün piramitin içine bırakırsanız, suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

* Keops Piramidinin yüksekliğinin bir milyara çarpımı yaklaşık olarak dünya ile güneş arasındaki mesafeyi vermektedir.

* Piramitle hem kürenin hacmi hem de dairenin yüzeyi hesaplanabiliyor.

* Bitkiler piramitin içinde daha çabuk büyür.

* Keops Piramidinin taban çevresi, yüksekliğin iki katına bölünmesi Pi sayısını vermektedir.

* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yaymadan piramitler içinde mumyalaşır.

* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar bir piramidin içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.

* Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğuna hakkında bir bilgi yoktur. Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde birkaç tur attılar fakat içlerini göremediler.

* Piramitler Orion takım yıldızlarının dünyadan M.Ö.10500 yılındaki göründüğü açıda ve birebir yaklaşımıyla inşaa edilmişlerdir.

* Piramidin dörtgen biçimli tabanının normal kenar uzunluğu 365,342 Mısır endazesi
ne denk gelir. Bu sayı, tropik güneş yılının günlerinin sayısına eşittir.

* Üç Giza Piramidinin geometrik ve gözlemsel ilkelere dayalı bir plana göre inşa edildiği ve bu planın da doğrudan astronomik gözlemlere dayandığı ileri sürülmektedir.

* Bazı Gül-Haç ve mason ekolleri, Büyük Piramit'in ritlerdeki dereceleri temsil ettiğine inanırlar.

* Piramidin yapım planında sık sık karşımıza çıkan 286,1022 sayısı anahtar sayı olarak kabul edilir, çünkü bu sayı güneş ve yıldız yılının değerini, güneş ile yeryüzü arasındaki uzaklığı, yeryüzü ile yörüngesi arasındaki ilişkiye göre yerçekimi kanununu ve yeryüzü yörüngesinin merkezkaç değişimlerinin sınırlarını belirlemeye olanak sağlamaktadır
Görüleceği üzere Piramit gerçek bir geometri ve ölçü harikasıdır. Birçok bilim adamı ve yazar Giza’daki Keops Piramidi’nin bugünkü bilim bilgileri ve makinelerle bile yapılamayacağını ısrarla söylemektedirler. Büyük Piramit, hiçbir zaman anlaşılmamış olan bir tekniğin ve dehanın gözle görülür tanıklığını yapmaktadır.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

30 BİN YIL SONRA UYANAN TOHUM

Bilim insanları günümüzden yaklaşık 30.000 yıl önce yer sincapları tarafından toprak altına gömülen ve sürekli donuk halde olan toprakta meyveleri ve tohumları korunan, o döneme ait bir bitkiyi tekrar hayata döndürmeyi başardı. 30 bin yıl süren uykusundan uyandırılarak yaşama döndürülen bitki, dünya üzerindeki en eski, çok hücreli yaşayan organizma unvanını da kazandı.
Buz devri olarak bilinen dönemde dünyamızın özellikle kuzey bölgelerindeki soğuk ve çorak topraklarda mamutlar, tüylü gergedanlar ve uzun boynuzlu yabani öküzler hüküm sürüyordu. Mamut bozkırı olarak bilinen bu ekosistem, yaklaşık 13.000 yıl önce yok olup gitti ve günümüzde bu ekosisteme eşdeğer özellikte bir başka ekosistem yok.
Bin yılı aşan bir süreçte bir yer sincabının yuvası fosilleşiyor ve gittikçe kalınlaşan bir buz tabakası ile örtülüyor. Sincapların yuvalarına taşıdığı meyvelerde doğal buzlukta tıpkı komşuları mamutlar gibi toprak altında hiç çözülmeden ve bozulmadan yüzyıllarca korunuyor. Uzmanlar tarafından bulunduklarında bu meyveler tam 38 metre derinlikteydi ve yaklaşık 31.800 yıldır donmuş vaziyetteydi. 
Sibirya’nın kuzey doğusunda bulunan Kolyma Nehri kıyılarındaki kazı alanında yaklaşık 70 kadar fosilleşmiş sincap yuvası keşfedildi. Bazı yuvalarda soğuk ve kuru ortamda bozunmadan korunan pek çok meyve ve tohum vardı. Uzmanlar bu fosil yuvalarından buldukları bazı tohumları yeşertmeye çalıştılar. Tohumları çimlendirmeyi başardılar, ama fideye dönüşemeden öldüler. Bunun üzerine Rusya Bilim Akademisi’ndeki bir grup uzman farklı bir yol denedi. Silena stenophylla tohumlarının plasentaları ayıklanıp şeker, vitamin ve çeşitli büyüme elementleri içeren besi ortamında çimlendirildi ve kökler ve sürgünler elde edildi. Saksılara dikilen fideler yaklaşık 2 yıl sonra çiçek verdi. Eski çağlardan kalan bu yabani çiçeklerin polenleri birbirleri ile döllendirildiğinde birkaç ay içinde kendi sağlıklı, canlı tohumlarını ve meyvelerini verdiler. Böylelikle aradan geçen onca zamandan sonra tohum tekrar çiçek verdi. Ortaya beyaz yapraklı, güçlü ve tohum verebilen bir tür karanfil çıktı.
Bu bitkinin günümüzde yaşayan türleri ile tarih öncesi kardeşleri karşılaştırıldığında birbirlerinden biraz farklı oldukları görülüyor. Mesela aynı coğrafi bölgeden olmalarına rağmen eski zamanlardan kalanların kökleri günümüzde yaşayanlarınkinden daha yavaş gelişiyor, daha dallı budaklı oluyorlar ve çiçek taç yaprakları da daha geniş oluyor.
KAYNAK:BİLİM ve TEKNİK

8 Mayıs 2012 Salı

YİRMİLİK DİŞLER

     Bir doktor 20 lik dişi şöyle tanımlamış; '20´lik dişler kalleş dişlerdir! Çünkü çıkarken de problemlidir, çekilirken de. Çoğu zaman çıkacak yer bulamaz. Tıpkı otobüsteki gibi sağındakine solundakine omuz atarak kendine yer açmaya çalışır. ´Beyler, bayanlar ilerleyin hadi´ der, ittikçe iter azı dişlerini... Bir bakarsınız artist gibi, dümdüz sıralanmış dişleriniz üst üste binmiş. Çektiğiniz acı da cabasıdır. Siz de ´Ya benim dişlerim çok düzgündü, ne oldu böyle!´ dersiniz.
  
Hepimizin bildiği gibi ağzımızda en son süren dişler üçüncü azı dişleridir. Genelde 17 ila 25 yaşları arasında sürmeye başlarlar. Akıl dişleri olarakda bilinen 20 yaş dişleri geç çıktıkları için çoğu kez problem oluştururlar. Bu dişlerin ağızda bırakılıp bırakılmaması konusu tartışmaktadır. Eğer doğru pozisyonda sürerlerse ve çevre dokulara zarar vermiyorsa bu dişin yerinde kalmasında bir sakınca olmadığını söylüyor doktorlar.  

 Çoğu insanın ağzın dört köşesinde birer tane olmak üzere toplam 4 tane yirmilik diş vardır. Genellikle diş etine ve kemik içine gömülü şekilde bulunurlar. Çenenin boyutuna ve dişin çıkıcağı yöne bağlı olarak problemler oluşabilir.